Ana içeriğe atla


Kültürlü Mezunlar, Pandemi Sonrası İlk Mezunlar Gününde Bir Araya Geldi

Pandemide verilen iki yıllık aranın ardından 23 Ekim 2022 Pazar günü İKÜ Ataköy Yerleşkesinde yoğun bir katılımla gerçekleştirilen İKÜ Mezunlar Gününe Kültürlü mezunlar yoğun ilgi gösterdiler. Mütevelli Heyeti Başkanımız Dr. Bahar Akıngüç Günver, Rektörümüz Prof. Dr. Fadime Üney Yüksektepe ile dekanlarımız ve akademik kadromuzun yanı sıra öğrenci kulüp başkanlarımızın da katıldığı etkinlikte, 10. ve 20. yıl mezunlarına anı hediyeleri takdim edildi. Mezunların hasret giderdiği Mezunlar Gününde mezunlarımızdan Tuğçe Oral ve Dr. Öğr. Üyesi Ece Naz Ermiş ile Mütevelli Heyet Başkanımız Dr. Bahar Akıngüç Günver açılış konuşmaları gerçekleştirdiler. Ardından sanatçı İrem Derici sahneye çıkarak Kültürlüleri doyasıya eğlendirdi.

 

Dr. Bahar Akıngüç Günver: “Kültürün geleceği, geleceğin Kültürü için yapabileceğimiz çok şey var.”

"Sevgili Mezunlarımız, Hoş geldiniz… Yaşam özellikle bu aralar hepimiz için oldukça yoğun ve çokça yorucu. Pek çok cephede mücadele verdiğimiz günlerde, üniversite yıllarımızın coşkusunu ve dinginliğini aynı anda hatırlatan güzel buluşmaların değerini çok daha iyi anlıyoruz. Bugün burada olan, Kültürle bağını koruyan tüm mezunlarımıza teşekkür ediyorum. Sizleri görmek ve sizlerle olmak hepimiz için mutluluk. Sevgili Mezunlarımız, Kültür diploması ile yaşama atılan her mezunumuz bizim için çok değerli. Bağları korumak ve güçlendirmek özellikle zaman geçtikçe çok zor, çok zahmetli olabiliyor. İleri bir tarihe ertelerken anılarımızdan, dostluklarımızdan, bağlarımızdan feragat ediyoruz. Güzel haberlerinizi, paylaşımlarınızı almak bizleri mutlu ediyor. Mezuniyetinden sonra mensubumuz olan, kariyerine Kültür’de devam eden mezunlarımızla diyaloğumuz doğal olarak daha yoğun. Ancak hayalimiz, idealimiz bugün Türkiye’nin hatta dünyanın dört bir yanında Kültür diplomasıyla değerlerimizi temsil eden tüm mezunlarımıza ulaşabilmek. Zaman ve mekândan bağımsız mezunlarımızın varlığını Kültürde hissetmek bizim için çok değerli. İmkanlarımız dahilinde, destek olabileceğimiz bir başlık varsa dokunabilmek, paylaşabilmek, iletişimde kalabilmeyi önemsiyoruz. Kültürün geleceği, geleceğin Kültürü için yapabileceğimiz çok şey var. Mezunlar Derneğimiz bu konuda çok içten ve yoğun bir çaba içinde. Aynı şekilde Üniversitemizin Kültür Noktası da mezunlarımız ve mezun adaylarımızla iletişimi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yüksek bir efor sergiliyorlar. Bu çabayı karşılıksız bırakmamak, zaman ve mekânın getirdiği bariyerleri aşarak iletişimde kalmak çok değerli. Bu vesileyle bugün bizi buluşturan Mezunlar Derneğimize de çok teşekkür ediyorum. Müthiş bir istek ve inançla mezunlarımızla üniversitemiz arasında köprü kuruyorlar. Bir ihtiyacı da güzel bir haberi de paylaşmak için aynı çabayı gösteriyorlar. Tüm emekleri ve içten destekleri için kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Siz değerli mezunlarımızda bu çabayı katılımlarınız ve desteklerinizle taçlandırıyorsunuz. Teşekkür ediyoruz. İletişimimizin daim olmasını diliyor, güzel ve keyifli bir gün diliyorum."

 

Tuğçe Oral: “Zeytin Ağacının gölgesinde pırıl pırıl, dal dal, budak budağız.”

"Mezun olalı yıllar oldu ama biz her yıl bugünü bekliyoruz... Bir merak ve tatlı bir heyecanla atıyoruz buraya adımlarımızı. Düşündük… Bunun sebebi nedir? Bir yere, bir kuruma neden böyle ait hisseder insan kendini? Hayatta az biraz yol almışlığın deneyimi ile şöyle bir karara vardık: Bir yerin yıllar sonra bile böyle güzel hatırlanmasının elbet birçok sebebi vardır. Ama bizce en önemli sebep bu çatının mayasındaki, özündeki, evvelindeki sevgidir. Bu sevgiyle yoğrulmuş koca bir emek… Bundandır ki bu büyük emeği düşününce ünlü Sümerolog Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın şöyle bir sözü geliyor akla, “Sevgili Kardeşim Fahamettin! Büyük bir özveri ile kurduğun ve içinde bir patron gibi değil, bir işçi gibi çalıştığın bu muazzam kültür yuvaları için seni ve senin arkanda sana destek olan aileni candan kutlar, onların Türkiye Cumhuriyeti ile daim olmasını bütün kalbimle temenni ederim.” İşte böyle bir adanmışlıkla işlenmiş bir emekten bahsediyoruz. Bir aile olabilme olgusu ile kutsanmış olmalı burası. Hepimiz aynı yerden gitgide büyüyen bu ailenin bir parçası gibi hissedebiliyoruz. Bu yolculuğun evvelini de düşününce diyoruz ki: “İyi ki kurucumuz ve Mütevelli Heyet Onursal Başkanımız Sayın Fahamettin Akıngüç düşünmekten, üretmekten ve sevgiyle emek vermekten hiç vazgeçmemiş. O sevdiğimiz şiirin mısralarındaki gibi iyi ki yetmişinden sonra bile kıymetli ailesi ile o zeytin ağacını dikmiş. Şimdi biz bugün o ağacın gölgesinde pırıl pırıl, dal dal, budak budağız.”

 

Dr. Öğr. Üyesi Ece Naz Ermiş: ‘‘Bugün burada toplanmak, aile üyelerinin bayram yemeklerini fırsat bilip büyük bütünün parçası gibi hissetme isteğine benziyor.”

"Sayın Mütevelli Heyet Başkanım, Sayın Rektörüm ve Rektör Yardımcım, Değerli İKÜ akademisyenleri, çalışanları, Saygıdeğer mezunlarımız ve aileleri, Hepiniz Mezunlar Günü’ne hoş geldiniz! Bu benim içinde mezuniyet geçen ikinci konuşmam olacak. Tabii on bir yıllık bir zaman dilimi farkıyla. 2011 yılı haziran ayında okuldan aranıp “Törende siz konuşabilir misiniz mezunlar adına?” denmişti. Sinan Erdem’de bugünkünden çok daha büyük bir kalabalığa heyecanla kep atıyor olmanın hafifliği ve mezun olmanın da özgürlüğü ile bana göre şevkli bir konuşma yapmıştım. Hafiflik, özgürlük ve şevk kelimelerini bilerek seçtim üzerinden geçen seneler, iş yaşamı ve yetişkinlik bu kavramları biraz dönüştürse de mezun olunan günün coşkusunun yerine, zaman zaman rutin döngülerin tekrarı ya da çözülmesi gereken sorunlar gelse de unuttuğumuz duyguları referans aldıran ve bize kendimizi hatırlatan bir albüm gibi olmalı diye düşünüyorum üniversite yılları ve iklimi. Bu açıdan bakınca Kültür Üniversitesi dediğimde bende çağrışanları biraz aktarmak istedim. Öğrenciliğimle birlikte bu kurumda 15. senem dolmak üzere ve görüyorum ki 15 yıl boyunca yatay ve dikey düzlemde birçok konumu denemiş biri olarak tüm pozisyonlarda davranışlarıma ortak bir duygu etki etmiş: Evin içinde olma hali. Aidiyet örgüt kültüründe küflenmiş bir siyasetçi söylemi gibi sahte duruyor çoğu zaman, o yüzden ev demeyi seçtim ben. “İnsan nasıl evde hisseder?” diye de sordum kendime. Evde olmak, tüm çatışmalı duygulara rağmen sahiplenme sonucunu doğurur fertlerinde, kimse kolayca oyunu bırakıp gitmez ya da oyundan çıkarılmaz da kolayca. Üzülse de neşelense de yorulsa da zorlansa da coşkuya kapılsa da kişi, içinde olduğumuz ev tüm duyguları emer. Bahar Hoca Kültür mensuplarına aralarda attığı maillerde aile kelimesini kullanıyor. Aile kavramı handikaplara rağmen eyleyen ve bir aradalığı zorlayan demek. Ya da dikkat ediyorum bazı tanıtıcı işlerin takdimi esnasında “İçimizden Biri” şeklinde sunuyorlar “Kültür”lü mezun kişiyi. Bu cümle de yine bir desenin parçası olmak şeklinde duyuluyor. Varmak istediğim nokta şu: Kendimizi hareketlerimizi nostaljik duygularımızı unutunca dönüp bakacağımız sabitlerimizden yani albümlerimizden biri bu üniversitenin öğrencilerine kazandırdığı ve de korumaya çalıştığı aitlik hissi olmalıdır. Çünkü herkes bir yerin yerlisi, sakini ve müdavimi olmak ister. Kökensellik tarihsel bir arzudur. Bir ihtiyaçtır hatta. Bugün burada toplanmak, aile üyelerinin bayram yemeklerini fırsat bilip büyük bütünün parçası gibi hissetme isteğine benziyor. O yüzden bu hatırlatıcılar kıymetlidir ve her sene çeşitli bahanelerle tekrar edilmelidir. Ev, dış dünyaya karşı bir basamaktır da aynı zamanda, çocuğun güvenle açılıp araştırıcı davranışlar geliştirebilmesini sağlamalıdır. Kendi dönem mezunu arkadaşlarım başta olmak üzere çoğu mezunun meslek yolculuğunda bu basamaktan ivme alıp hayallerine yakın yerlere eriştiğini görüyor ve duyuyor olmak bu fikrin sağlamasını yapmak bence. Ya da kurumun içinde benim gibi dış dünyaya hiç çıkmadan çalışan, “evde kalan” “evi bekleyen” hatta bugün burada konuşuyor olduğum gibi gidenleri kısmi dönüşlerin de karşılayıp “kapıyı açanlara “ da alan tanıyan bir yer İKÜ. Mezunların fikir sormak, arayışları ve kısır döngüleriyle ilgili danışmak için hocalarına başvurmaları “evin kapısının hep açık olması” işlevi ile ilişkilidir. Bir kurumun kendi yetiştirdiğine söz ve yönetsel güç alanı tanıması verdiği eğitime güvendiği anlamına gelir. Bu benim için çok önemli bir unsur. Bu anlamda şahidi olduğum bu eğitime güven duygusunu sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü bu özel günler ortak algı, ortak dikkat ve benzerlik duygularını pekiştirmek adına da varlar. Bize kısa gibi görünen geniş bir kelime esasen. Herkes içine sığmak istiyor. Yakından gözlüyorum ki hür düşünce ve evde hisseden “biz” halini Kültür Üniversitesi her öğrencisine az ya da çok geçirebilmiş. Herkese tüm düşünsel farklılıklarımıza rağmen buradaki gibi özgürce söyleme ve var olma şansı tanıyan kapısı her daim açık evler diliyorum…"